Okan Bayülgen’i Nasıl Öldürdüm?

By  |  0 Comments

Okulumun bitmesine yakın iyiden iyiye iş telaşı sarmıştı. Ufak tefek işlerin yanı sıra blogger macerası ve üretilen projelerin yanı sıra senaryo yazma telaşı iyiden iyiye beynimi bulaşık teline çevirmişti. Yağları ovalamadan, fırçalamadan çıkarabiliyordum ama bunun karşılığında tek kuruş kazanmıyordum.  Kedinin maması, evin kirası derken Adıyaman tütününün çakmasına kadar düşmüş, ortalıkta Mehmet Erdem’in ses telleri gibi dolanıyordum. Süt alıp ayran yapacak param bile kalmamıştı. Tasarruf olsun diye Süt yoğurda – yoğurt ayrana, fidanlar ağaca – ağaçlar AVM’ye dönüşüyordu evimde…

Eğer bir Güzel Sanatlar Fakültesinde Dramatik Yazarlık eğitimi aldıysanız illa kendi işinizi yapmak istersiniz.  Bu bağlamda üretilen projelerin bir çoğu hayata geçmez ve baya vaktinizi alır. O an gelir ve paraya ihtiyacınız olduğunda bir markette veya Call Center da çalışmak zorunuza gider.

Okan Bayülgen’le çalışmak istiyordum. Hatta bir balık satın alıp adını Okan Bayülgen koydum. Balığı gördükçe bugün ne üretebilirim diye düşünüyordum. Önce yazılar göndermeye başladım, mailler attım, onun adına bir Blog sayfası bile açtım. Yüz vermedi. Vazgeçmedim, projeler ürettim, gençlik kanalında çalışmak için iş başvurusunda bulundum.  Sosyal Mecralardan yapılaması ve yapılmaması gereken ne varsa yaptım sonuç gene hüsrandı. Benim saçlarım döküldü, o tek bir mesaj dahi göndermedi.  İki sene geçmişti bile, artık kahve bile bitiyordu, ekinlerin tütün vermesi için ise en az bir sene beklemem gerekiyordu. İşte, o hüsran dolu günlerin birinde Okan Bayülgen’i öldürmeye karar verdim.

Evden çıkmadan önce eve dönüp dönmeme ihtimalime karşın balığa birkaç günlük yemeğini verdim.  O bana dönüp glup glup yaptı, 66 santimetre karede gülüyordu, “Eyvallah” dedim.

-Doğalgaz vanasını kapattım.  Ben içerdeyken, dışardaki hayatımı mahvetmesinler diye…-

Galiba iki gün öncesiydi…  Bir sigara alabilir miyim ?(Bu kısmı daktilo sesi eşliğinde hayal edin.)

Önce taksiyle gitmeye karar verdim. Mesafeyi zihnimde tecrübe edip vazgeçtim.  Taksiciye; “siz neden altı sıfırı atmadınız abi” dediğim anı düşündüm. Halk otobüsüne binmeliydim. Evden çıkmadan önce kanalın önünde hayal ettiğim sahneyi, artık gerçekleştiremeyecektim.

Taksinin içinde beklerken…

Taksici-  Birader daha bekleyecek miyiz?

Güneş gözlüklerinin içinden dikiz aynasına bakarak kahvesinden bir yudum alır.

–          Az kaldı Koç. Sabret…

–          Koç!

–          Abi dizel mi şimdi bu?

 

Bir süre bekledikten sonra halk otobüsüne bindim. Başımı cama yaslayıp yol güzergâhımı planlamaya çalışıyordum. Dışarda puslu bir hava vardı. Yanağımı camdan çekince aslında benim hohladığımı fark ettim. Cama adımı yazıp otobüstekileri incelemeye başladım.  İçerisi pek kalabalık değildi. Şoförü ölüm tehdidiyle direk karşıya geçmesi için ikna edebilirdim.  Ama tam çaprazımda oturan abi, isterse beni,  olay yeri inceleme ekipleri için bir bulmacaya çevirebilir veya bir puzzle olarak bırakabilirdi. Birleştirdiklerinde ise , benden bir park resmi çıkabilirdi. Bu sırada dik dik abiye baktığımı fark ettim. Nefret dolu bakışlarından kurtulmak için adamla sevişemeyeceğimi hesaplayarak cama dönüp hohlamaya devam ettim.

 

İki otobüs değiştirip sabaha karşı kanalın önüne vardım.  Sabah ayazının verdiği kudretle programın bitmesini bekledim. Baya bir bekledim ama program bitti, simitçiler dolanmaya başladı, kargalar yemeğini yedi derken Okan Bayülgen kanalın çıkış kapısında göründü. Görünmesiyle arabasına binmesi bir oldu. Hani motor kullanıyordu bu adam?  Pis medya!

 

O arabasıyla giderken bakakaldım.  Ne yapabilirdim ki? Arkasından bağırıp canını sıkabilir miydim? Kötü bir espri yapıp gamdan kederden ölmesini bekleyebilir miydim? Çok zaman alırdı. O gitti ben beddua ettim.  Bad Tribe girdim. Üstümden on yaş atıp ergenliğe geri döndüm.

 

Geri dönüş yolunda İETT şoförüne AKBİL’imi evde unuttum dedim.  Küçük hesaplar içinde beddua ve bad trip kelimelerinin aslında birbirine çok yakın olduğunu fark ettim.  Eve girdim, o yorgunlukla akşama kadar uyudum…

 

… Uyandım.  Okan’a yem vermek için salona geçtim. Okan suyun üstünde bir sandal gibi sallanıyordu.  Okan Bayülgen ölmüştü, onu ben öldürmüştüm.  Şimdi;

 

Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:

Okan Bayügen’i ben öldürdüm…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir